Haber Detayı
07 Kasım 2020 - Cumartesi 19:36
 
Merkez bankaları bağımsız mıdır?
Politik etkileşimden ve kısa vadeli hesaplardan uzak, aldığı veya alacağı bağımsız kararlarla ülkesinin para politikası üretimi ve uygulamasına yön vermesi amacıyla oluşturulan merkez bankaları, bu görevini yerine getirirken bağımsız kalabiliyor mu?
DOSYA Haberi
Merkez bankaları bağımsız mıdır?

Kuruluşunu tanımlayan ve üzerine atılı görevlerini tam yerine getirirken siyasi erkle uzlaşı içinde olabiliyor mu? Yoksa her zaman bir baskı altında mı çalışıyor?

Ekonomist ve akademiysen Özgür Demirtaş, Twitter hesabından, "İçinde bulunduğumuz problemler: MB başkanı yüzünden değil ki. MB başkanlarının görevden alınabilmesi yüzünden... " şeklinde bir ileti geçti.

Evet, TC Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal'ın görevden alınması kadim bir soruyu da tetikledi: Merkez bankaları bağımsız, başkanları da özgür mü olmalıdır?"

Merkez bankaları geçerli olduğu ülkelerde ya da birliklerde (AB-ABD) para politikalarını belirleyen kuruluşların başında gelir. Para basma, borç alma ve verme, faiz oranlarının belirlenmesi, açık piyasa ve döviz alım satım gibi işlemler merkez bankalarının asli görevidir. Para basımından ve para politikası uygulamalarından sorumlu, ekonomilerin sağlıklı işleyişi açısından son derece önemli kurumlar olan merkez bankalarının geçmişi 1600'lü yılların ikinci yarısına dayanıyor. İsviçre'de, 1668 yılında Riskbank'ın kurulması, bugün tüm dünyada merkez bankalarına yönelik ilk adım olarak değerlendiriliyor. 1694 yılında İngiltere'de Bank of England kurulurken, sonraki dönemlerde Almanya, İskoçya, Fransa, Japonya'da merkez bankaları faaliyete başladı. Bugün dünya ekonomisinin en büyük gücü Amerika'da ise 1914 yılında merkez bankası kuruldu.

KURULUŞUNDA BAĞIMSIZLIĞINA ÖNEM VERİLDİ

Türkiye'de İzmir İktisat Kongresi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın kuruluş sürecinin başladığı tarih olarak kabul edilir. 11 Haziran 1930 tarih ve 1715 sayılı Kanun ile Merkez Bankası, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası unvanı altında özel hukuk tüzel kişiliğine sahip ve özel sermayenin de katıldığı bir anonim ortaklık olarak kuruldu.  Adı Cumhuriyet Merkez Bankası olarak öngörülmüşken, TBMM Komisyonu’nda uluslararası ilişkiler de düşünülerek Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak değiştirilmiş; bankanın bağımsızlığını vurgulama amacı güdülerek Türkiye Cumhuriyeti ibaresine ve kısaltılmış şekli olan T.C.’ye özellikle yer verilmemiştir. Kanun koyucu tarafından, bankanın devlete ait bir kuruluş; bir kamu kuruluşu olduğu izlenimi vereceği endişesiyle bundan özenle kaçınılmıştır.

Kaynak: https://www.dunya.com/kose-yazisi/niye-turkiye-cumhuriyeti-degil-de-turkiye-cumhuriyet-merkez-bankasi/21933

 

MB BAŞKANI HÜKÜMETİN MALİYE POLİTİKASINI ELEŞTİREBİLİYOR MU?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, “Ben bir ülkede Merkez Bankası’nın bağımsızlığını kanunlara değil, üç sorunun yanıtına bakarak anlarım: (1) Merkez Bankası Başkanı hükümetin izlediği maliye politikasını eleştirebiliyor mu? (2) Hükümet Merkez Bankası Başkanı’na saygı gösteriyor mu? (3) Merkez Bankası hükümetin politika metinlerinde uygulayıcı olarak görevlendiriliyor mu? İlk iki sorunun yanıtı evet, üçüncününki hayır ise o ülkede Merkez Bankası bağımsız demektir” görüşünü savunuyor.  Dünyadaki merkez bankalarının ve başkanları ne kadar bağımsız? İlke olarak tamamının bağımsız oldukları kabul edilir. Ancak bu ifade pratikte dünyanın tamamını kapsamaz. Merkez bankalarının politika ve mevcut kurumsal yapıları, içinde bulundukları ülkenin siyasi ve toplumsal gelişmelerinden ve ekonomi politikalarının bütününden ayrı düşünülemez. Bu nedenle dünyada ekonomik yönden gelişmiş ülkelerin merkez bankaları da aynı doğrultuda bağımsız ve özerk konumdadır. Ekonomisi üretimden çok ranta dayalı ülkelerde, kırılgan iktisadi yapılarda merkez bankasının başkanları çoğu zaman siyasi iktidarla karşı karşıya gelir ve koltuğunu terk etmek zorunda kalır.

'FAİZ SEBEPTİR, ENFLASYON SONUÇTUR'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir süredir sıklıkla dillendirdiği 'Faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur' tezi, birçok ekonomist tarafından tutarsız ve ekonomi bilimiyle uyumlu olmadığı ileri sürülerek eleştirilse de buna karşı çıkan merkez bankası başkanlarının makamlarını uzun soluklu olarak koruyamadığı biliniyor. Şimdiye kadar ki süreçte iç ve dış piyasalara güven vermek, ekonominin dinamiklerinin sarsmamak için genellikle kurumun içinden yetişmiş, açıkça siyasete bulaşmamış bir başka kişi merkez bankasına başkan olarak atanır, piyasaların tepkileri yatıştırılır, olay unutulurdu. 'Faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur' tezi uluslararası yatırımcıların sert tepki göstermesine neden olsa da Erdoğan bu tezinden bugün de vazgeçmiş değil. O yüzden 19 ayda merkez bankası başkanlığına üçüncü kişi atandı.

'KENDİNE HAS TASARRUFLARI' OLAN BAŞKAN

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Murat Çetinkaya, 6 Temmuz 2019'da görevden alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından "kendine has tasarrufları olduğu" gerekçesiyle görevden alınan Çetinkaya aynı zamanda bankanın politika faizini mali piyasa ve reel ekonomik göstergelere göre belirleyen beş Para Politikası Kurulu (PPK) üyesinden biriydi.

Görev süresi dolmadan Merkez Bankası Başkanlığından alınan Çetinkaya'nın yerine 6 Temmuz 2019 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanlığı'na atanan Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Murat Uysal,  7 Kasım 2020 tarihinde ise bu görevinden alındı. Uysal, görevi süresi bitmeden görevden alınan ikinci başkan oldu. Uysal'dan boşalan koltuğa eski Maliye Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal atandı.

İLK KEZ SİYASİ BİR İSİM BAŞKAN OLDU

7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçiminde AK Parti Bayburt Milletvekili olarak TBMM'ye giren Ağbal, 1 Kasım 2015 Milletvekili Genel Seçiminde de yine Bayburt'tan milletvekili seçildi. Ağbal, AK Parti MKYK üyeliği ile MYK üyesi olarak Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 64. Hükümette Maliye Bakanı olarak görev aldı. 65. Hükümette tekrar Maliye Bakanı olarak atandı.

Böylelikle ilk kez siyasi tandansı çok belirgin olan birisi Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanlığına atanmış oldu. Ağbal'dan boşalan Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı görevine İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyeliğine ise eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi atandı.

SİYASET VE MERKEZ BANKASI TARTIŞMALARI

Hitler, Mart 1933'te iktidara geldi ve genişletilmiş yetkiler aldı.  Nazi Almanya'sının Merkez Bankası, silahlanmanın ve savaşın finanse edilmesine yardımcı olmuştu. Bu uç bir örnektir, ne var ki merkez bankalarıyla siyasi erk her zaman uyum içinde çalışmaz. Tarihsel süreç içinde merkez bankalarının görev ve yetkilerinin zamanla değiştiğini varsayan görüşlere göre, küreselleşmenin etkisiyle uluslararası piyasalar ve dış ekonomiler merkez bankalarının üzerinde etkili olmaya başladı. Ekonominin bir bilim olarak izlediği yön ve politika, çoğu zaman iktidarların hedef ve projeksiyonlarıyla örtüşmemekte, bu yüzden sıklıkla çatışmalar yaşanmakta, süreç merkez bankası başkanının koltuğunu kaybetmesiyle sonuçlanmaktadır. Tüm ülkelerde merkez bankası ile hükümet arasında kısa vadeli öncelikler konusunda gerginliklerin çıkması normaldir.  Merkez bankasının hedefleri uzun vadeli, hükümetlerin ise seçim odaklıdır.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı (ABD) Donald Trump göreve geldiğinde ülke borsalarında yaşanan dalgalanmadan Merkez Bankası'nı (Fed) sorumlu tutarak kuruma ciddi eleştiriler yöneltmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçen yıl eylül ayındaki faiz artırımı için "Merkez Bankası sürekli gündeme getirilen faiz artırımını, üstelik oldukça yüksek bir oranla gerçekleştirdi. Diyor ya 'Bağımsızlık', haydi buyur bağımsızlık. Şimdi bakalım bağımsızlığın neticesini göreceğiz. Şu an şahsen benim sabır safhamdır ve bu sabır bir yere kadar" ifadelerini kullanmıştı.

MERKEZ SİYASETÇİ ÇATIŞMASININ TEMELİ

Alex Cukierman’a göre merkez bankaları daha bağımsız bir yapı ile fiyat istikrarı üzerine daha iyi konsantre olabilmektedir. Bu beraberinde yüksek istihdam, büyüme, düşük faiz oranları, ya da bütçe açıkları gibi diğer hedefleri göz ardı etme maliyeti getirmektedir. İsviçre merkez bankası Swiss National Bank ile bazı görevlerini Avrupa Merkez Bankası'na devretse de varlığını hala güçlü bir şekilde sürdüren Almanya merkez bankası Bundesbank göreceli olarak düşük bir enflasyon oranını elde etmeleri bağımsız merkez bankaları için bir eğilim oluşturmuştur.

Kaynak: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/411239

'FED ÇATIŞMAYI KAZANDI AMA SAVAŞI KAYBETTİ’

ABD Merkez Bankası FED ile Hazine Bakanlığı arasında 4 Mart 1951 günü, ‘Hazine – Merkez Bank Anlaşması’ diye tarihe geçecek bir bağımsızlık protokolü imzalandı. Faiz oranlarını belirlemek artık FED’in kendi iç kararına dönüştü. Hükümet etkisinden bağımsız bir yapıya kavuşan FED’in art arda aldığı faiz artırma kararları enflasyonu 1 yıl içinde tek haneli rakamlara indirdi. Fakat söz konusu protokolün karşılığı olarak Truman yönetimi ise merkez bankasını etkisi altına almak için FED Başkanlığı’na, Hazine Bakan Yardımcısı William Martin’i atadı. Bundan dolayı 1951 Martı’nda birçok gözlemci, ‘FED çatışmayı kazandı ama savaşı kaybetti’ yorumu yapacaktı.

Fakat Martin de kendisini atayan politikacıların kariyer ihtiyaçlarına değil, yasalara ve ülkenin uzun vadeli ekonomik ihtiyaçlarına göre hareket etmeye başladı. Onun yaklaşık 20 yıl sürecek FED Başkanlığı’nda, Merkez Bankası’nın temel önceliği her zaman ülkede fiyat istikrarını korumak ve makroekonomik istikrar oldu. Yıllar sonra Truman ve Martin New York’ta karşılaştıklarında Truman, sadece ‘hain’ diyecek ve konuşmadan geçip gidecekti. Fakat tarih, Truman’ın değil Martin’in haklı olduğunu gösterdi. 4 Mart 1951 anlaşması, Merkez Bankası’nın bağımsız olduğu modern döneminin başlangıcıdır.

Kaynak: https://t24.com.tr/yazarlar/cemal-tuncdemir/abd-merkez-bankasi-bagimsizliginin-kisa-tarihi,23060

 

Özerklik bir merkez bankasının siyasete bağımlı çalıştığı şüphesini ortadan kaldırmaya yetmiyor. Buna en iyi örneklerden birisi Avrupa Merkez Bankası'nda görülüyor. Euro Bölgesi'nin merkez bankası öncelikle Almanya'da dolaylı yoldan devletin finansmanını üstlendiği gerekçesiyle eleştiriliyor.

Gerçekten de Avrupa Merkez Bankası'nın sıfır faiz politikası ve yüklü tahvil alımları Avrupa ülkelerinin devlet borçlarına ödenen faizi asgari seviyede tutuyor. Böylece borç yükünü taşımakta zorlanmadıkları gibi ek borç almaları da kolaylaşıyor.

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi altı haftada bir bu eleştiriye aynı yanıtı veriyor. Draghi, "Merkez Bankası'nın görevi fiyat istikrarını korumaktır" cümlesini durmadan tekrarlıyor. Fiyat istikrarının yüzde 2 dolayındaki enflasyon oranıyla sağlanmış sayıldığını da sözlerine ekliyor.

KAYNAK: https://www.dw.com/tr/merkez-bankasC4B1-neden-baC49FC4B1msC4B1z-olmalC4B1/a-45106430

RANTA DAYALI BİR EKONOMİ

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, kazandığı bağımsızlık duruşundan giderek taviz vermeye zorlanacağı açık. 2013 ve 2014 yıllarında başlayan faiz oranlarını aşağıya çekmesi talebine zemin oluşturan gerekçenin başında Türkiye’nin içine düştüğü “düşük büyüme” çaresizliği ve kişi başına düşen milli gelirin düşmesidir. Üretimden çok ranta dayalı bir ekonomiyi tercih eden AK Parti hükümetlerince kamunun inşaat harcamalarını sürekli arttırmakta, hazine güvencesi de verilerek dış borçlanmayı da kapsar bir zorlama ile inşaat yatırımları özel olarak teşvik görmektedir. Bir ithalat ülkesi olan Türkiye'de ekonomik anlayış değiştirilmediği müddetçe merkez bankası ile iktidarın daha çok çatışma yaşayacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yok.

 

Kaynak: Editör: PY
Etiketler: Merkez, bankaları, bağımsız, mıdır?,
Yorumlar
Haber Yazılımı